100ler

Burada Türkiye'nin geleceğinin nasıl biçimlenmekte olduğu ve biçimleneceği konusundaki sezgilerimi pekiştiren gelişmelere ilişkin haberlere yer veriyorum. Haber linkleri "geleceğin Türkiyesi" ortak paranteziyle okunmalı.

Wednesday, September 14, 2005

İsrail-Pakistan buluşmasının perde arkası neydi?

Murat Yetkin
Türk diplomasisinin en önemli başarılarından sayılan buluşma neden öne çıkarılmadı?
WASHINGTON - Bilmiyordum, söyleyen Amerikan Yahudi Komitesi yöneticisi Barry Jacobs oldu: Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğu New York'ta, Amerika'daki Yahudi kuruluşlarıyla yemekli bir toplantıda bir araya gelecekmiş. Jacobs, 'Beni de çağırdılar, New York'a gidiyorum' dedi ve devam etti: 'İstanbul'daki buluşmadan sonra bunu bekliyorduk ama, bu kadar çabuk değil. Türkiye gerçekten neler yapabileceğini gösterdi.' Bu son cümle, hafta sonu yaptığımız röportajda ve neredeyse aynı tonlama ile İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott tarafından da sarf edilmişti.
Jacobs'un sözünü ettiği buluşma, Pakistan ve İsrail dışişleri bakanları, Hurşit Mahmut Kasuri ve Silvan Şalom'un 1 Eylül günü İstanbul'da kameralar karşısına geçerek iki ülkenin bilinen ilk resmi temasını Türkiye'nin aracılığıyla gerçekleştirdiğini açıklamaları idi. Görüşmede Türkiye adına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün değil Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın bulunması dikkat çekiyordu.
Bu buluşma, uluslararası ortamda Türk diplomasisinin son zamanlardaki en büyük başarısı olarak kabul ediliyor. Uygarlıklar çatışması kavramının
diyalog ve anlayışla giderilebileceği tezine Türkiye'nin sağlayabileceği katkı olarak kabul görüyor.
Müşerref'in, ülkesinin İsraille ilişki kurabileceğinden söz etmesi iki yıl önceye dayanıyor. Pakistan, kendisi gibi nükleer silaha sahip rakibi Hindistan'ın son yıllarda İsrail'le giderek artarak stratejik boyut kazanmaya başlayan teknolojik, özellikle de silah teknolojisi alanındaki yakınlaşmasından rahatsızdı. Müşerref, bir yandan iktidarını korumak için Afganistan'da El Kaide yöneticilerine karşı Amerikalıların önderliğindeki sürek avına katkı verirken, diğer yandan bu hareketin doğmasına zemin sağlayan kendi medrese sisteminin artık kontrolden çıkmış tehlikeleriyle (Müşerref dünyada en çok suikast girişimine maruz kalan lider) başa çıkmaya çalışıyor. Yani, ülkesinin uluslararası yalnızlık zincirini kırmayı, rakibi Hindistan tarafından devre dışı bırakılmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. Bunu yapmanın yolunun ise İsrail'le ilişki kurmaktan geçtiğini düşünüyor.
İki yıl önce ortaya atılan fikrin, vücut bulmaya başlaması ise birkaç hafta öncesine dayanıyor. İsrail'in Gazze şeridinden çekilmeye başlaması
(14 Ağustos) ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail Başbakanı Ariel Şaron'u arayıp tebrik ettiği tarihi (23 Ağustos), bu buluşmanın önemli noktası olarak almak gerekiyor. Zaten Kasuri, İstanbul'da kameralar önünde, Gazze'den çekilmeyi bir dönüm noktası olarak anıyor. İlginç olan, Filistin Başbakanı Mahmut Abbas'ın gelişmeyi olumlu bulmasına karşın, Filistin Dışişleri Bakanı Nebil Şaat'ın bunu 'zamansız' bulduğunu söylemesi.
Bu gizli diplomasinin devam ettiği sırada, Antalya'ya turist taşıyan İsrail gemilerine yönelik bir bombalı saldırının açığa çıkarılması ve polisin olayla ilgili olarak (2003 İstanbul bombalamalarına da karıştığını ve El Kaide bağlantılı olduğunu öne sürdüğü) Suriyeli Luani Sakra'yı yakalaması (10 Ağustos) ilginç bir tesadüf. Keza, tatilini Türkiye'de geçireceği söylenen Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın bu fikirden vazgeçmesi de.
Her halükârda, gelinen nokta yalnız İsrail'i ve Pakistan'ı değil, İngiltere'den Fransa'ya, ABD'den Suudi Arabistan'a pek çok ülke yönetimlerinde şaşkınlıkla karışık memnuniyete yol açtı. İşin bir başka ilginç yanı, Amerikalılar dahil, Batılı diplomatların buluşmanın açıklanmasını ve gizli tutulabilmiş olmasını sürpriz gelişme olarak bulmaları.
Jacobs, bana Müşerref'in yemeğini duyurduktan sonra ilginç bir de soru sordu.
Aynı soruyu geçen hafta Ankara'da iki AB ülkesi diplomat ve Washington'a gelir gelmez konuştuğum iki Amerikalı diplomattan da duymuştum. Soru şu idi: 'Türkiye, tam da AB üyelik müzakerelerine başlamayı beklediği 3 Ekim'e doğru giden süreçte uluslararası planda bu kadar işine yarayacak bir konuyu neden öne çıkarmıyor? Neden geçiştirip, adeta bastırmaya çalışıyor?' Bir soru da ben ekleyeyim: Dışişleri bu konuda neden bu kadar sessiz?
Kimileri bunu AK Parti tabanından gelebilecek Arabist-İslamist tepkileri tahrik etmeme kaygısıyla açıklıyor. Kimileri, Türkiye'nin bugünlerde İsrail-Pakistan buluşmasından daha büyük bir balık peşinde olduğu ve oradaki suyu bulandırmama kaygısı ile hareket etmesiyle. Peki Türkiye'nin önemi uluslararası ortamda daha iyi anlaşılabilen bu buluşmayı gerçekleştirebilmesinde kullandığı kanallar neydi? Dışişileri mi? Ekmeleddin İhsanoğlu'nun başkanlığını yaptığı İslam Konferansı Örgütü mü? Başbakan'ın Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu mu? Mehmet Aydın mı? Yoksa başka kanallar da var mı?
Bu konunun yeni yazıları hak ettiği anlaşılıyor.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=164088 14.9.2005

0 Comments:

Post a Comment

<< Home