100ler

Burada Türkiye'nin geleceğinin nasıl biçimlenmekte olduğu ve biçimleneceği konusundaki sezgilerimi pekiştiren gelişmelere ilişkin haberlere yer veriyorum. Haber linkleri "geleceğin Türkiyesi" ortak paranteziyle okunmalı.

Thursday, August 25, 2005

“Evlad-ı fatihan”

Hugh Pope ile Reuters’in muhabiri olarak Türkiye’ye geldiği ilk yıllarda tanıştığımı hatırlıyorum. 1980’lerin sonları, benim henüz Cumhuriyet gazetesinde çalıştığım yıllardı.

O günlerde Hugh bana, Türkiye’de bulunmaktan muzdarip, biraz kibirli bir Oxfordlu gibi görünmüştü. Biri bana “Bu adam uzun yıllar Türkiye’de kalacak, Türkiye ve Türkler üzerine kitaplar yazacak” deseydi, buna en küçük bir ihtimal dahi vermezdim. Fakat, tümüyle yanıldım. Hugh Pope 18 yıldır Türkiye’de yaşıyor. Bu zaman zarfında eşini, çalıştığı gazeteleri değiştirdi (Independent ve Los Angeles Times muhabirliğinden sonra şimdilerde ABD’nin önde gelen gazetelerinden biri olan Wall Street Journal’ın Türkiye temsilcisi), fakat oturduğu kenti, İstanbul’u değiştirmedi. Şimdilerde güneyde bir yerde kendine bir ev inşa etmekle meşgul. Geçen zaman zarfında benim onunla ilgili kanaatim de tabii kökten değişti: Artık onu hayli Türkofil (Türksever) bir İngiliz centilmeni olarak bildiğim gibi, Türkiye’yi olumlu ve olumsuz ama bütün yönleri ve renkleriyle görebilen az sayıdaki değerli yabancı meslektaştan biri olarak çok da takdir ediyorum.

Hugh Pope’un bir gazeteci olarak Türkiye uzmanlığının ilk ürünü, ilk eşi (Le Monde gazetesi Türkiye muhabiri) Nicole Pope ile birlikte kaleme aldıkları “Turkey Unveiled: A History of Modern Turkey / Örtüsüz Türkiye: Modern Türkiye’nin Tarihi (John Murray, 1997) başlıklı kitaptı. Bu kitabın Türkçesi ancak yedi yıl sonra “Çıplak Türkiye: Modern Türkiye’nin Tarihi” (Gelenek Yayınevi, 2004) başlığıyla, izni sonradan alınarak yayımlanabildi. Doğu Türkistan’dan Batı Avrupa ve ABD’ye kadar uzanan coğrafyada yaşayan Türkler üzerine gözlem ve izlenimlerini toplayan, “Sons of the Conquerors: The Rise of the Turkic World / Evlad-ı Fatihan: Türk Dünyasının Yükselişi” (Overlook-Duckworth, 2005) başlıklı yeni kitabı ise neredeyse yayımlanır yayımlanmaz Türkçeye çevrilme ve bir gazete tarafından tefrika edilme teveccühüne uğradı. Çok da iyi oldu. Zira “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan Türk dünyası” ne kadar hayal, ne kadar gerçektir? Bu sorunun tartışılmasında temel alınacak daha yetkin bir kitap bulunmuyor. Yedi yıllık bir emeğin ürünü olan kitabı için kendisini kutladığımda şunları söyledi: “Türkiye’nin üniversitelerinde ve gazetelerinde Türk dünyasına büyük merak duyan birçok insan tanıdım. Ama onların hiçbiri bu dünyanın tamamını yerinde görme ve tanıma imkanına sahip olamadılar. Ben güçlü bir Amerikan gazetesinde çalışmanın sağladığı imkanlarla bunu yapabildim. Bu bakımdan kendimi çok ayrıcalıklı ve şanslı hissediyorum.”

Bir oturuşta okunabilen sürükleyicilikteki kitabın en dikkate değer yanlarından biri, yazarın 20’den fazla ülkeye yayılan 140 milyonluk Türk dünyasını gezip gördükten sonra, bu dünyanın insanlarının paylaştıkları karakteristikler hakkında vardığı sonuçlar. Bir yerde aynen şöyle deniyor: “Zamanla Türki halklar arasında sık rastlanan özellikler konusunda, bilimsel olmayan saptamalarım oldu. Bu özelliklerin başında açıksözlülük, aileye sadakat, korkusuzluk ve risk alma eğilimi sayılabilir. Bunlara büyüklere aşırı saygı, plan yapmaktan haz etmeme, acıya dayanıklılık, hataları kabulden veya özür dilemekten kaçınma, liderlerle aşk-nefret ilişkisi ve önderlik etmeye yatkınlık da eklenebilir. Türklerin çoğu görsel-işitsel olanı yazılı olana tercih eder. Yabancılara karşı sıcak misafirperverlik bazen bundan yararlanma isteğiyle birleşir. Cahilce bir gurur aniden abartılı ve kendine güvenden yoksun üstünlük iddialarına dönüşebilir. Birçok Türk’ün gönlünde bir yanda otoriter yönetime eğilim ile öte yanda hayatta haz ve kazancın ancak kanuna uymamakla elde edilebileceğine dair inanış çarpışır. Türklerin dil ve kültürlerine dair bir aşağılık kompleksini paylaştıklarını da gözledim...” (s. 393)

Yukarıdaki kısa alıntı bile kitabın ilginçliği hakkında bir fikir verebilir. “Evlad-ı fatihan”ın düşündürdükleri ise başka bir yazının konusu.

ŞAHİN ALPAY 25.08.2005 PERŞEMBE
http://www.zaman.com.tr/?hn=204757&bl=yazarlar&trh=20050825

0 Comments:

Post a Comment

<< Home